Bayramınızı kutluyorum.
Bugün bayramın birinci günü. Bayram öncesi görüştüğüm ve bayramın birinci günü ziyaret ettiğim ailem, akrabalarım, arkadaş ve dostlarımın büyük çoğunluğu aynı söylemi dile getiriyolardı; “Bayramların eskisi gibi olmaması…” Aslında bu bireyselleşmenin dile yansıması.
Öğleye doğru, saat 11:48′de Ankarada merkez üssü “Bâlâ” olan 5,7 büyüklüğünde orta şiddette bir deprem meydana geld.” O esnada kanepede televizyon izliyordum. İlk üç saniye depremi algılamakla geçti, sonrasında çaresiz ve sessizce bir bekleyiş. Eşim de yanımdaki kanepede oturuyordu. Onun da tepkileri benimkinden farksızdı. Hiç kıpırdamadan o uzuun on saniyenin geçmesini bekledik. Sessiz ve çaresizdik. Bu kendini suskunlukla gösterdi. Ne oluyordu, sadece doğa dengesini buluyordu. Basitçe deprem böyle de ifade edilebilirdi. Bu sırada yok olana yitip gidene üzülsek de doğa masumdu. O sadece daha kararlı bir duruma gelmeye çalışıyordu. Gidenin ardında üzülmek ise sadece biz “animalia” sınıfına mahsustu.
İşte böyle, yok olan bir çok olgu tekrar yerine gelir. Dede ölür, üzüntüsü gelir, yeni bir evlat gelir, tüm yas kaybolur. İnsan, kirletir, yok etmeye çalışır, doğa kendini yeniler, acımasızca. Yenilerken kendini yıkanlara baş kaldırır, onları yok ederek. Nesil gider, nesil gelir.
Çağın gereği(!) olarak bireyselleşmekteyiz. Dolayısı ile de bencilleşmekte. Bu bireysellik, çağdaş insan figürünün vazgeçilmezi olarak görülmekte. Bahane olarak da iş, güç ve ekonomik durum, hatta ve hatta aile öne sürülmektedir. Bireyselleşirken, yok ettiğimiz değerlerin farkına varamamaktayız. Hep kaçırılmış zamanlar ve zorla kaybettiğimiz değerler için türlü türlü nedenler öne sürer ve “tüh” deriz. Gelenekçi bir insan kesinlikle değilim, insani değerlerin yitip gitmesine de asla razı değilim. Bununla beraber, toplumun bu acı değirmeni zaman zaman beni de içine çekmekte ve ben de değerlerimi hatırlamakta zorlanabiliyorum.
Kaybolan her türlü olgu yerine geliyor. Dünya yenileniyor, bizler gelişiyoruz. Peki kaybettiğimiz değerler, yok ettiğimiz duygular? Anlık bahaneler için yok olan bu güzellikler asla yerine gelmiyor. Duygularını yok ettiğimiz insanlar yozlaşıyor.
Bayramın bahanesini bilemem ama, ben Anneciğimin günler öncesinde yaptığı bayram hazırlıklarını bu yaşımda yaşamak istiyorum. Sahibi olduğum nakitin ya da kredi kartının aracılığı ile “zorla” sahip olduğum ayakkabıyı değil de, günlerce önünden geçtiğim vitrindeki ayakkabıyı almak istiyorum. Bir saat için iki ay çalışıp, kısarak biriktirdiğim para ile aldığım saatin o heyecanını yaşamak istiyorum. Bayram sabahı gittiğim Anneanneciğimin ve dedeciğimin ellerini öpmek, onlardan aldığım harçlıkla bayram sonu doğruca annem ya da babamla “Anafartalar Çarşısının yolunu tutup, oradaki oyuncakçıların vitrinlerinde araba beğenmek istiyorum. Şimdi bu yitip giden duyguların hiçbir telafisi yok. Acılar, yaslar, sevinçler ve hüzünler geçse de bu duygular geri gelmeyecek.
Bayramınızı tekrar kutluyorum. Eski bayramları değil de o bayramlarda yaşadığım heyecanları geri istiyorum.
Saygılarımla,
Uğraş Kaynarca.